Sahaflıktaki Şeyhlik

View Gallery 7 Photos

Sah(h)aflık muhtemelen  17. yüzyılın ortalarından itibaren lonca teşkilatına geçmiş ve teşkilat, şeyh/kethüda/kahya-tellal ve bölükbaşı şeklinde bir yapı oluşturmuş. Sahaf esnâfı kendi içinde yaptığı seçim sonucunda, seçilen kişiyi kadıya arz eder ve kadı da bunu “hücceti defteri”ne kaydederek Divan’a iletirmiş. Çıkan kararla da şeyhe bir berat verilir, kopyası da sicil defterine işlenirmiş. Bu seçimde genellikle meslekte kıdemli, tecrübeli, bilgi sahibi ve devletle ilişkilerini düzenleyecek kişiyi seçerlermiş. Şeyhin ayrılması da ya aynı seçimdeki gibi azil yoluyla ya da şeyhin kendi isteğiyle (ferağ) olurmuş.

Şeyh, çarşıdaki alışverişin düzeni, muhallefattan çıkan yani ölmüş kimselerin terekesinden kalan kitapların değerinin tespiti ile hakkaniyetli bir mezatla satılması, sahaflar arasında çıkan ihtilaflara müdahale ve mahkemelik durumlarda şahitlik, ekabir tayfasının aradığı kitapların temininde yardım gibi görevleri de olan aynı zamanda –hâliyle- çarşı esnafından bir sahafmış.

Tabir 19. yy başlarında kethüdaya dönüşmüş, 20. yy’da da kâhya da kullanılır olmuş (İbnülemin Mahmud Kemal bahseder). Tabii gerek kitap sayısının artması gerekse başka sebeplerle kethüdanın görevleri arasına şeyhlik dışında çarşıdan geçen kitapların kontrolü ve özellikle muhallefattan çıkan vakıf kitaplarının Maarif’e teslimi de eklenmiş. Kethüda da şeyh gibi seçilse de zaman içerisinde devlet görevlilerinden oluşmaya başlamış (20 yy. başı).

Peki, yakın zamanımızdaki şeyhler kim? İbrahim Manav büyüğümüzün dediği gibi 1974’de vefat eden ve 1950 yangını sonrası “Bu iş artık öldü,” diyerek yeni çarşıda dükkân dahi açmayan Raif Yelkenci mi? Yoksa akabinde “Son Sahaflar Şeyhi” olarak bilinen, hâlâ da öyle kabul edilen Cerrahi postnişini Muzaffer Ozak Efendi mi? Bir geleneği takip ediyoruz, her ikisi de -ben tanıyamasam da- kutbumuz.

Seksen sonrası büyük değişim ve esnâf sayısının artmasıyla kavramın muallâka dönüştüğü kesin. Günümüzde Nedret Abi’yi başımızda büyüğümüz olarak kabul ediyoruz. Lütfü Abi ve Halil Abi’nin engin bilgi ve deneyiminden istifade ediyoruz, yolumuzu onlar gösteriyorlar. Onlardan sonra bu donanımda kimseler olur mu, yol sürer mi meçhul. Ama “Sahaflık öldü,” diyenlere de Raif Yelkenci’nin,  Muzaffer Ozak’ın, İsmail Özdoğan’ın anılarındaki ahbap, müşteri ve dost listelerine bakmalarını salık veririm. Bu işler biraz da “Dağına göre kar,”.

Bilgilerin çoğu İsmail Erünsal Hoca’nın kitabındandır, bir kısmı Ahmed Güner Sayar’ın “Sahhaf Râif Yelkenci”sinden, birazı da büyüklerimizden duyduklarım.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.